![]()
| ABBAS HİLMİ PAŞA |
|
Tevfik Paşa'nın genç yaşta 1892'de gripten ölümüyle yerine oğlu, Abbas Hilmi, II. Abbas unvanıyla 1892 yılında tahta çıktı. Yaşı on sekiz bile değildi. İslami yıl, 365 değil, 353 gün hesabına dayalı idi. Ancak buna göre rüşt yaşı dolmuş oluyordu. İngiltere Viyana'da Therisianum Askeri Kolejinde okumakta iken tahta çağrıldı. Avusturya İmparatoru, yeni Hıdiv'e jest olmak üzere, iki yaveri ile Abbas Hilmi'nin Askeri Akademideki İsveçli hocası Rovilleri'i yanına kattı. Padişah AbdüIhamid, yeni Hıdiv'i karşılamaya Trieste' ye adam gönderdi. Genç Abbas II, büyük törenler içinde Kahire'ye girdi. 8 gün şenlikler yapıldı. Mısır'daki Alman ve Avusturya kolonisi Shepheard's Otelinde bir ziyafet düzenlendi. Her şey Alman usulü idi. II. Kaiser ve Hıdiv şerefine, Alman Subayı Wissmann sofralara başkanlık ediyordu. Bu Alman muhabbeti sembolikti. Genç Abbas Hilmi'nin Hıdiv'lik makamına oturuşu, tarihinin özel bir dönemine ve Yakın Doğu'da açılmaya başlayan yeni bir devreye rast geliyordu. Alman Emperyalizminin Doğu'ya, petrol bölgelerine uzanışı ve Abdülhamid'in uygulamaya koyduğu, Pan-İslamist Politikası, ikisi bir süre paralel gitmekteydi. WiIheIm II, Orta Doğu'da İngiliz nüfuzunu kıracak, bir Osmanlı Pan-İslamizmini kendi hesabına yararlı buluyor, hasta ve borçlu bir devletin bu açılışından korkmuyordu. Ayrıca demiryolu yapımının büyük kısmı Alman Şirketlerine verilmekteydi. Bağdat hattını, Deutsche Bank almıştı. Abdümamid'e gelince, isyanları kolayca bastıracağı, çabukça asker nakledeceği ve bu arada hacı adaylarını da taşıyıp sempati toplayacak, bu yeni icadı, demirden yolları pek sevmişti. İki anahat üzerinde duruyordu. Biri İstanbul'dan Mezopotamya'ya veya Hicaz'a, ikincisi Mısır'ı elde tutacaktı. Bunların karşısında İngiltere duruyordu. Mısır'ı bir uçta, Hindistan'ı öbür uçta, elde tutan, İskenderiye'den Singapur'a kadar bütün limanları kontrol eden İngiltere ikilisi arasında kalan Arap Yarımadası'nı Almaların yemesine asla izin yermeyecek olan, dünyanın en büyük deniz gücünün sahibi. O yüzden lI. Abdülhamid'i hiç affetmeyecekti.(36). Genç Abbas Hilmi Paşa, Mısır'ın başına bu dönemde geçmiş bulunuyordu. Çevresine şu muhakeme ile baktı. Osmanlının, belli ki ömrü, uzun olmayacaktı. Fransa,1904 sözleşmesi ile Fas'ı almış, Mısır'ı İngiltere'ye bırakmıştı. Bu durumda İngiliz'den nefret edenler için tek kapı, Almanya idi. Oradan girdi. Fakat belli ki, illa bir kapıdan girmek istiyorsa, burnunun dibindeki İngiliz kapısını bırakıp tepedeki Alman Kulpuna sarılma, yanlış ya da en azından çok riskli bir tercihti. Ama bu dünyayı akıl kadar ihtiras, nefret ve aşk gibi duyguların yönettiği beşeri ve tarihi bir gerçektir. Hıdiv'liğinin birinci yılı dolunca, İstanbul'a ilk ziyaretini yaptı. ( 1893 ). Tantanalı bir şekilde karşılandı. Çanakkale'de 100 pare top atılarak selamlandı. Padişah heyeti onu Yeşilköy'den aldı. Yatı Manrusa, Beşiktaş önünde demirlendi. Yatta Marş-ı Sultani çalındı. Biraz sonra zengin bir kayık, İsmail Paşa'yı getirdi. Yaşlı ve hasta İsmail Paşa'nın gözleri iyi görmüyordu. Dede ve torun kucaklaştılar. Abbas Hilmi'ye Abdülhamid, Defterdar Burnu ( Ortaköy ) sarayını tahsis etmişti. Burada üç hafta kaldılar. Haftada iki kere, saraydan çeşitli hediyeler geliyordu. Ûç kere de, sarayda 48 kişilik resmi yemek düzenlenmiş, herkes resmi büyük üniformaları, nişanları ile bu ziyafetlerde yer almıştı. Takımlar gümüş ve altındandı. İsmail Paşa'da Emirgan' daki sahil sarayında bir büyük ziyafet verdi. Her şey masal gibiydi. (Bunları Yunanlı Doktoru Comanos Paşa'nın hatıralarında okuyoruz) Ama mutluluk dönemIeri hayatta pek uzun sürmedi. Genç Hıdiv Hilmi, Kahire'ye dönünce İngilizlerle ilk çatışma olayı patlak verdi. Hıdiv Abbas Hilmi, daha başlangıçtan, belki de Avusturya'daki askeri okul yıllarından, Mısır'ı pençesinde tutan, İngilizlere tepki duyuyordu. Kitchener iIe çatışma alayı şöyle cereyan etti; Abbas Hilmi bu Kitchener'i daha babası Tevfik Paşa'nın saraylarından birinde yangın çıkmış, Hıdiv oğlunu devlet hizmetine hazırlamak üzere, bu olayı araştırmakla görevlendirmiş, genç çocuk da, bu soruşturma sırasında, o zaman polis müdür muavini pozisyonunda olan bu İngiliz subayından çok yardım görmüştü. Hıdiv'liğe geçişince, tabiatıyla kendisine güveneceği bir kadro ve danışmanlar gerekti. İlk önce, bu binbaşıyı düşündü. Fakat bu tayine ilk tepki binbaşının İngiliz arkadaşlarından geldi. Küçük rütbede bir subayın bu tayini askeri usullere göre, kendilerini atayarak yapılamazdı. Lord Cromer, hatıralarında, Kitchener konusunda, tecrübesiz Hıdiv'i uyardığını, onun geçimsiz ve kibirli karakterine işaret ettiği, fakat etkisiz kaldığını yazıyor. Kraliçeye mektup yazarak, subayın rütbesinin yükseltilmesini istedi. Kraliçe Mısır'daki yeni dostunu kıracak değildi. İki ülkenin hayati ilişkileri, ara-sıra üstünden atlanabilecek kadro kurallarından daha önemliydi. Hıdiv'in güvendiği subaya asalet verdi. Bu iş bitti. Kitchener, " Serdar " unvanı ile ordunun yönetimine geçti. Fakat politikada olaylar, hep tek düze gitmez. Bir gün Wadi Halfa'da bir geçit resmi yapılırken, Hıdiv Abbas Hilmi Paşa birliklerinin geçişini ve durumunu beğenmedi; Kitchener'e herkesin içinde bunu sertçe ifade etti. İngiltere'nin Mısır'daki pozisyonu, böyle bir zeminde bulunmuyordu. Mağrur İngiliz, Hıdiv'i ordunun başı olarak kabul etmediği gibi, Hıdiv'e de sırtını döndü. Durumu Lord Cromer'e rapor etti. Lord Cenapları, Kitchener'i sevmemekle beraber, bir kukla hükümdarın, Büyük Britanya İmparatorluğu'nun Lord temsilcisine hakaret etmesine seyirci kalacak da değildi. Hıdiv'den özür dilemesini istedi. Genç Hıdiv ortada kalmıştı. Kendisine destek vadeden Fransız konsolosu Marquis de Reverseaux, hemen yan çizdi. Zavallı Hıdiv, Cromer'e bir mektup yazarak, ordudaki İngiliz yönetiminden duyduğu tatmini dile getirdi, yani olaylı geçit resmindeki sözlerini geri aldı ve içi kanayarak, bunu imzaladı. Wadi Halfa olayının üstünden birkaç yıl geçtikten sonra yazılan İngiliz eserlerinde bile " Genç Hıdiv Mısır'a gelişinden son İngiliz makamları tarafından biraz daha anlayışlı muamele görmüş olsaydı, bu kadar İngiliz aleyhtarı duygulara kapılmazdı " yargılarına ağırlık verdiği görülür. Yeni Hıdiv'in çok genç oluşu, onun İngilizlerce ciddiye alınmamasını doğurmuş, bu da daha başlangıçtan, Abbas Hilmi Paşa'nın ruhunda reaksiyonlara yol açmıştı. Bu unsurun yanında, onun Viyana'daki akademiden önce, Cenevre'de bir hazırlık kolejine başladığı ilk dış öğrenim yıllarında, tatillerini Orta Avrupa'da geçirmesi süresince Kara Avrupa' sının İngiltere'ye muhalif duygularla dolu havasını teneffüs etmesindendi, onun üzerinde çok etkili olduğuna aynı yazar işaret ediyor. ( 37 ). Ama artık Mısır ve Kaire'nin onun için tadı kaçmış demekti. Sık-sık seyahatlere başladı. İstanbul'a ziyaretlerini sıklaştırdı. Her şeye rağmen Osmanlı'da bir dostluk buluyor ve samimiyetle sığınacağı bir şefkat mercii arıyordu. O ihtiyaçla,1894'de İstanbul'u ikinci defa ziyaret etti. 20 yaşına gelmişti. Annesi " Valide-i Hıdiviye " onu padişahın kızlarının biriyle evlendirmek istedi. İsmail Paşa -Abdülaziz arasında cereyan etmiş olan hikaye, bu defa tersine ortaya çıktı. Abdülhamid olumlu cevap verdi. Fakat genç delikanlı hiç arzu etmedi. Çünkü bir cariyesine aşıktı. Bu müstakbel eşine, İstanbul'dan cariyeler takımı düzmek üzere, beyaz esir kızlar arattırıyordu. Onlar bu işlerle meşgulken, ünlü 1894 depremi oldu. Kaldıkları konağın merdiveni çöktü. Balkondan bahçeye atladılar. Ömürlerinde ilk kez deprem yaşadıklarından çok korkmuşlardı. Abdülhamid iki mabeyincisini yollayarak hatır sordu. Kendisi de Yıldız'da çadırlara çıkmıştır. Hıdiv teşekküre gidince, ona pırlantalı, en üst dereceden bir nişan taktı. Mısır'a döndü. İngiliz baskısına alışmaya çalıştı. Yaşı ilerliyor, yönetimi ve ülkeyi tanımaya başlıyordu. Bu sorunu İngiltere ve Mısır'da kurduğu daha doğrusu kendi başının üzerine astığını kabul ettiğini Demokles Kılıçları idi. En baş kılıç, Lord Gromer, entrikacı ve İngiliz dostu, sarayın Yunanlı hekimi Dr. Comanos Paşa idi. Bir ara Mısır'da iyice bunalıma düştü. Bir Avrupa gezisi yapmak istedi. Bunun için iki yerden izin gerekiyordu. Lord Gromer ve İstanbul. Lord İngiltere'ye gitmesine izin verdi. Harcayacağı altınların, İngiliz Ekonomisine kalmasını düşünmüş olacak, Ama İstanbul kolay izin vermedi. Abdülhamid'in derdi, Osmanlı ekonomisi değildi. Siyasi hesaplardı. Hıdiv'i İngiltere politik çevrelerine teslim etmeyi uygun bulmuyordu. Yunanlı Mısır sarayı doktorunun, " Avrupa'da yüksek rakımlı bir yerde tatil " gerekçeli raporuna karşı, kendi tıbbi çözümünü ileri sürdü; " Madem ormanlık ve yüksek yer lazım, Beykoz Kasrı ona iyi gelir! " dedi. Entrikacı hekim, Abdülhamid'in satranç oyununa başka hamle ile cevap verdi, " Yüksek yer dedim. Ama sadece yükseklik yetmez, aynı zamanda kuru iklim de gereklidir. İsviçre buna uyuyor. Boğaziçi ise, malum-u şahaneleri, rutubetlidir, iyi gelmez " Sonunda Abdülhamid, için içinde siyasi bir hesap bulunmayıp, Hıdiv'in gerçekten bunalıma düştüğünü anlamış olmalı ki, iznini bir şartla verdi. Geziyi Hıdiv sıfatı i1e ve resmen yapmayacak. Özel ve merasimsiz seyahat olacak, dedi. Abbas Hilmi'nin de istediği buydu. Yunanlı doktoru ve yakını dar çevresi ile nefis bir İtalya-İsviçre seyahati yaptı. Yatı ile çıktı, otomobili ile devam etti. Zengin bir gezgin hüviyeti içinde canım tatil yerlerinin tadını çıkardı. İstanbul'da Padişah Abdülhamid, Abbas Hilmi'ye pek ısınamamıştı, mesafeli duruyordu. Sebep sadece Mısır Hanedanının güvenirlilik konusunda geçmişte çizdiği trafik değildi. Özellikle Abdülhamid' in, Mısır'da üslenmiş genç Türklere, bir göz yuman, bir kovalayan, politikası idi. Aleyhtarı, tabii başta İngilizler, Abbas Hilmi Paşa'nın tam ve dört- dörtlük entrikacı olduğunu belirtirler. Hıdiv Abbas Hilmi Paşa sonunda Padişah Abdülhamid'e uydu ve mizancı Murat Bey'i 1896'da yani tahta geçtikten dört yıl sonra sınır dışı etti. Murat Bey, teşkilatın Cenevre kolunun başına seçildi. Bundan az sonra Hıdiv Hilmi Paşa Paris'e gitmişti. Beraberinde yine genç bir Türk vardı: Onların Mısır'daki Lideri Dr. İsmail İbrahim. Pan- İslamist Murat Bey'i takdir eden Hıdiv, Pozitivist Ahmet Rıza Bey'den nefret ediyordu. Murat Bey'in Hıdiv'in oteldeki dairesine kabul edilmesi teklifini Hıdiv Abbas Hilmi ( Abdülhamid korkusu ile ) reddedince, şiddetli reaksiyon gördü ve bu olay, Hıdiv Abbas Hilmi Paşa'nın genç Türklerden bütün bütüne kopmasına yol açtı.( 45 ). Kimse Yıldız'daki kuşkulu Padişaha dost olamazdı. Mısır'a gözlemci gönderdiği Ahmet Muhtar Paşa' da devamlı sızdırdığı jurnallerde, Hıdiv' i gammazlıyordu. Hatta bir Cuma Namazı kıldığı camide Hıdiv' in kendi adına hutbe okutmak istediğini sufle ediyordu. Zamanla ilişkiler biraz ısınıp düzelince, Hıdiv İstanbul'da devamlı kalmak için daha görkemli bir yeri olsun istedi. Çubuklu Sarayı yapılırken her detay ile ilgilenmiş hem de en teknik işlerle bir kiriş ne kadar yük kaldırır, nerede ne kusur var, görür ve söylermiş. Abbas Hilmi Paşa yazları önce annesinin Bebek'teki ( ahşap ) sahil sarayında oturur, sonra yıllarda ise, Çubuklu'da Sahip Molla Çiftliği adıyla anılan, bütün bir dağı kaplayan yeşilliğin eteğinde, sahilde bir yalıyı kiralayıp kalırken, yüzyılın başlangıcında daha iyi, görkemli bir malikanesi olsun istedi. Yalıyı terk ederek tepeye 1905 veya 1906'da gerçekten dört başı mamur bir villa yaptırdı. Müştemilat binalarını da yapmış olan Mimar Müteahhit Seminati, Hıdiv'in " Daire-i Hassa' sının İnşaat Müdürü " titrini kullanmış. Hıdiv Sarayı'nın orta kısmını oluşturan, büyük mermer sütunlu, içi havuzlu, orta mekan, iyice İtalyan havalıdır ve tamamen antik Roma karakteri vermiş ama İç bahçeye bakan, Mermer salonda ve Boğaziçi yönüne dönük, yuvarlak salonlarda, devrin moda üslubu olan Art Nouveau stilini egemen kılmış. İnşaatın birde kule sorunu olmuş. Hıdiv Boğaziçi'ni seyredeceği şöyle görkemli bir kulesi de olsun istemiş. Binanın bu çıkıntısının gittikçe yükselmekte olduğunu gören hanedandan birkaç kişi, padişaha " Hıdiv Rusya ile haberleşecek koca bir kule yaptırıyor! " yahut da " Yıldız Sarayını gözetleyecek! " diye jurnallemişler. Padişah Abdülhamid pek ihmal vermemiş ama, vesveseye düşmüş. Sonunda Hıdiv'e mabynecisini göndermiş; " İstanbul'un en yüksek binaları minarelerdir. Kalb-i Şahanem, İstanbul'da bir minareden daha yüksek bir kule görmeye razı olamıyor. Çubuklu'nun tepesine çıkmakta olduğunuz kuleyi, bu kadarla kesseniz! "Hıdiv'de kuleyi bugün gördüğümüz kadarıyla yapmış. Boğaz'ın epeyce geniş bir parçası yukarılardan bakan Saray yavrusu bina, Hıdiv'in tam istediği gibi, Avrupa benzeri, Kunt Masif oturaklı villa, her mevsim ikamete elverişliydi. Kıyıdaki yalının arkasına yaptırdığı, hala duran ve itfaiye binası olarak hizmet gören taş yapıya, Padişah Abdülhamid'in pek az yere nasip olan özel izniyle Elektrik Jeneratörleri konulmuş, yine devrinin iyi bir konforu olarak, Saray'a kalorifer tertibatı da yaptırılmıştır. Karışık üsluplar denenmiş olmakla beraber, Art NOUVEAU üslubu belirgin olan yeni Saray'ını Hıdiv, yerli ve yabancı konuklarına rahatlıkla açabiliyordu. Ancak bunlarda" bir tanesi, yani İstanbul'un yalısı dururken, Hıdiv'in batı özentili bir saray yavrusunu getirip yalının tepesine oturtmasını, hiç beğenmemişti. ( 47 ) Hıdiv, yeni sarayını " Chalet Suisse " olarak adlandırılıyordu. Sarayın personeli iki kısımdı. Bekçi, kapıcı, bahçıvan ve seyis olarak binayı bütün yıl bekleyenler Bir de, yazları Hıdiv'le beraber gelip giden, aşçılar, hizmetçiler, dadılar, mürebbiyeler ve guvernantlar ordusu. Hıdiv, kıyıdaki iskelenin gösterdiği gibi İstanbul'a özel yatıyla gelmekte ve teknesini aşağıda bekletmekteydi. Tekneleri, üç aşama geçirmişti; Uzun süre, İsmail Paşa döneminden kalan yat, Hahrüsa, sonra küçük bir Nimetullah, en sonra büyük Nimetullah personel kadrosuna, tabii bir de yatın kaptanından, tayfalarına ve vale'lerine kadar, bir dizi daha hizmet erbabını eklemek gerekiyor. |
| Çubuklu Sarayında Hıdiv'in ailesinden başka, çevresindeki bu adamlara, bir kaç kişi daha ekleniyordu. Abdülhamid'in, güya bir itibar işareti olmak üzere Hıdiv'in yanında gece-gündüz kalmaları için gönderdiği yaverler ve mihmandarlar, sırmalı-kordonlu bu adamların görünürdeki görevi Hıdiv'in geliş ve gidişlerinde, konuk kabul edişlerinde, onun arkasında bir merasim perdesi oluşturmak. Asıl görevleri ise ne oluyor ne bitiyor; Padişaha haber vermek yanı hafiyelik (48 ). Abdülhamid'in, çok sevdiği ve kimse için vazgeçemeyeceği ve ayrıcalık yapamayacağı, antenleri (casusları) idi . 1906 ile 1914 arasında, Hıdiv'in hayatında büyük bir olay yok. Kendini Akdeniz seyahatlerine yatıyla gezileri adıyor. Abdülhamid düştükten sonra, Sultan Reşat'la ve İttihatçılarla, arası iyi idi. Sultan Mehmet Reşat'ın tahta çıkışından sonraki, ilk günlerde, Dolmabahçe Sarayı'nın Zulveçheyn Salonunda Hıdiv şerefine yeni hükümdar ziyafet veriyor. Padişahın başkatibi, Padişaha ittihatçılar tarafından Başkatip olarak " verilmiş olan Halid Ziya Uşaklıgil, hükümetin gösterdiği lüzum üzerine, ziyafetin çok şatafatlı tutulmadığı, buna karşılık Başmabeyinci Lütfi Simavi Bey ise, Hıdiv'in bu ziyafetten sonra trenle Avrupa'ya gidişi münasebetiyle Sirkeci Garında resmi uğurlama töreni yapıldığını bildirir. (50 ). 1913'de kızı, Prenses Atiyetullah'ı, Abdülhamid devrinin gözde vezirlerinden ciddi ve dürüst devlet adamı Avlonyalı Perit Paşa'nın oğlu Celaleddin Bey ile evlendirir. Damat Bey, bu vesile ile Mısır Paşa'sı yapılıp,"Kapı kahyası " ünvanı verilir. Kahire'de 27'Mart 1913'de debdebeli bir düğün yapılır. Trenlerin taşıdığı meraklılarla beraber bütün halka, 200–250 bin kişiye, meydanlarda sofralar kurulur. Pilav zerde ikram edilir. Şehirde meydanlarda orkestralar çalar. Havai fişekler, gökyüzünde renkli çiçekler gibi patlarken, düğünün orta yerinde acı bir haber gelir. Balkan savaşında Bulgarlar ordumuzu dağıtmış, Edirne'ye girmiş ve sayısız insanı öldürmüştür. Hıdiv ve Ferit Paşa, düğünde bulunan, Padişahın temsilcisi Şeyhülislam ölümün İslam dününde kulun tanrıya kavuşması demek olduğunu, İslam'da Hıristiyan mateminin bulunmadığını bildirerek, gecenin devam etmesin ister. Düğünde Hıdiv'e çeşitli hediyeler geldi. Sultan Mehmet Reşat üzeri baştanbaşa pırlantalı altın bir bilezik gönderdi (51). Hatta bu düğün İstanbul'da saray da bile devam etmiş. 1914 yılı, herkes için önemli bir tarihtir. Hıdiv hazretleri içinde bilindiği gibi o sene insan soyunun dünya çapında başlattığı büyük kapışmaların, bir numaralısı çıkmıştır. Avrupa iki kampa ayrılmış, herkes bunda yerini almıştır. Osmanlı'yı yönetenlerin tavrı belli olmuştur ama imparatorluk henüz resmen savaşa girmemiş durumdadır. Bu sırada Mısır'da da gelişmeler olmuştu. 1914 Ocak'ından Haziran'ına kadar ilk çalışmalarını yapan meclis, Mazlum Paşa'nın başkanlığında toplandı ve Başkan vekilliğine Milli hareketin lideri Zaglül Paşa'yı oybirliğine yakın bir ittifakla seçiverdi. Bu sonuç Lord Kitchener'i son derece öfkelendirdi. Lord, bunu Alman dostu Hıdiv'in bir oyunu kabul etti ve onu suçladı. Abbas Hilmi'nin Mısır'dan ayrılıp İstanbul'a gelişi, bu olayın peşinden tevkif edileceği korkusuna kapılmasından olabilir (53) Bunun yanında, milliyetçilik hareketi de, tarihteki en üst noktalarına çıkmaktaydı Artık Hıdiv'in doğrudan doğruya hedef alınması dönemi açılmıştı. Birinci Cihan Savaşı başlarken Kahire'de yayınlanan Arap Nasyonalist Manifesto'su "uyuyan halkı, İstanbul'un saraylarına akıtılmakta olan, Mısır'ın emek ürünlerine ve hazinelerine sahip çıkması için uyanmaya davet " ediyordu. (54). Bu ara dönemde Hıdiv'in başına, umulmadık bir olay gelir Arabasıyla Bab-ı Ali yokuşunu çıkarken, Sağdaki İran sefaretinden sola, Sultanahmet'e doğru sapacağı sırada bir genç kaldırımdan fırladığı gibi, elindeki tabancasını Hıdiv'in arabasına doğru boşaltmaya başlar. Tarih 24 Temmuz 1914. Hıdiv birkaç yara alırsa da, hiç biri öldürücü değildir. Buna karşılık Damadı, Celaleddin Paşa suikastçısının üstüne atlar. Adam, ona da birkaç el sıkar, birisi Celaleddin Paşa'nın dizine isabet eder ve Damat Paşa ömür boyu sakat kalır. Suikastçı, Mısırlı, iyi aileden gençtir. Silah seslerini ve haberi duyan Bab-ı Ali erkanı, Sadrazam, Enver Paşa, Talat Paşa gelirler. Hıdiv'i bugün Gazeteciler Cemiyeti Merkezi olan, köşedeki binaya alırlar. Oradan yaralı ve üzgün Çubuklu' ya nakledilir. İngiliz kaynakları bu suikast teşebbüsünde ittihatçılarınız bir tertibini görmek istediler. Ama dönem, suikastçılar dönemi olduğu için "değildir " de denilemez. Özellikle, Mısır Hanedanından Said Halim Paşa'nın Osmanlı Sadrazamı koltuğunda oturduğu halde, onu güvenli saymayıp gözünün Mısır Hıdivliği'nde olduğu kesin olduğuna göre belki de, denebilir. Yine özellikle, Mahmut Şevket Paşa'nın katlinde bile, Enver Paşa'ya yükselme yolunu açmak hesapları üstüne yorumlar yapıldığı düşünülür ise... Yine bu dönemde Osmanlı henüz harbe katılmadan Çubuklu Sarayında İngiliz sefiri, Lewis Mallett, Hıdiv'e bir ziyarette bulunur. Konu: Başlamış olan dünya kapışması içinde, Osmanlı'nın ve Mısır'ın durumu ve özellikle Hıdiv'in tutumudur. Sefir, Abbas Hilmi Paşa'nın Alman dostluğunda bir değişiklik olmadığını anlar. Köşkten ayrılırken, Damat Paşa'ya öfkeyle: "Hıdiv Hazretleri, anlaşılıyor ki, yanlış ata para yatırmaktadır"der.(55).Hıdiv'e de "Mısır'a dönmeyi unutun... "ihtarını çeker. Bu olaydan kısa süre sonra,1914 yılı sona ererken, Osmanlı'nın durumu açıklık kazanır: Talat-Enver ikilisi, içinde bulundukları Hükümete ve en başta Sadrazam Mısırlı Prens Said Halim Paşa ile Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya haber vermeden, bir emrivaki işe devleti harbe girmek durumunda bırakmışlardır. Bir rivayete göre, Said Halim Paşa'yı savaşa razı eder. Hıdiv Abbas Hilmi paşa'dır. Bunlara cevap olarak İngiltere, bir dizi kararlar alır. 19 Aralık 1914 Emirnamesi ile "düşmana katılmak" suçu ile Abbas Hilmi Hıdiv'likten azledilir. Amcası Prens Hüseyin Kami1 " Mısır Sultanı " unvanıyla tahta çıkarılır. 28 Aralık 1914 Emirnamesi ile vakıf cinsi emlaki müsadere edilir. Özel Mülklerine, haciz konulur. Gerekçe, Alteş'in ve alacaklarının hukukunun korunabilmesidir. Hıdiv'liğin başlangıç yıllarında, Abbas Hilmi ile milliyetçi hareketin çeşitli kolları arasında bir uyum vardı. Gazeteci-Hukukçu bir lider olan Mustafa Kamil'i ve gazetesini, İngiliz'lere karşı, Hıdiv para ile destekliyordu. Fakat zaman, yollarını ayırdı. Gelişmler içerisinde korumaya alındığının ilanı i1e yetinildi(56). Hâlbuki (S.169) Lord Kitcher'in Kusursuz bir emperyalist olarak kesin inanışına göre, Mısır eninde sonunda İngiltere'ye katılmaya mahkum ülkedir ve İngiliz-Arap İmparatorluğunun merkezi olacaktır denmesine rağmen dünyadaki gelişmeler Lord'un arzusu doğrultusunda olmadı. Abbas Hilmi'yi Osmanlı Devleti İngiltere ile karşı kamplara düşmüştü. Bu sırada Abbas Hilmi, Çubuklu' da bulunuyordu. Bu malikanesinde bir anda tahtsız ve taçsız kaldığı gibi, Hıdiv'lik unvanı da tarihe karışmıştı. İngilizler bir süre sonra sultanlık titrini de tabii hiç bir zaman gerçek anlamında yürürlüğe koymamak üzere-krallığa çevirecekti. Abbas Hilmi, tahttan düşürülmesi üzerine, İstanbul'da kalabalık nüfusu, uşakları, arabaları, dadıları ve mürebbiyelerinden oluşan neredeyse bir bölük beslemek durumda, parasız kalmıştı. Bu durumlara düşen hükümdarların ve tedbir sahibi diğer bütün kudret ve servet sahiplerinin yaptığını yaparak.........İsviçre'ye gitti. Orada bir de yat satın aldı; Nimetullah Adı Arapça imlası ile baş tarafında yaldızla yazılmak üzere Nimet-Allah. Kız kardeşlerinden en gencinin ismine. Def-i Gam için, onunla Akdeniz'de gezilere çıktı(57).Cihan Savaşı boyunca 3 yıl Hıdiv, İsviçre'de oturmuş, İstanbul'da tabii Çubuklu Sarayında da kalmıştır. Savaşı buradan da takip ediyor ve Alman zaferini günü gününe Alman İmparatorluğuna çektiği telgraflarla kutlamayı ihma1 etmiyordu. Çubuklu' da en çok ziyaretine gelen yabancı dostlarından biri, İstanbul'daki ünlü Alman seferi Wangenheim idi. Yalnız, Damat Paşa'ya bakılırsa, Köşkteki personelin çoğu İngiliz casusu olduğundan veya İngilizler tarafından aylığa bağlayarak belirli görevler yüklendiklerinden, sadık Hıdiv Çubuklu da nefes alsa, su içse, İngilizlerin haberi oluyordu(58). I. Cihan Savaşı sırasında İstanbul'da Hıdiv'in eli kolu bağlı ya da İstirahat halinde oturmadığı kesindir. Harekete geçtiği ve karıştığı olaylar vardır. Hıdiv'in İstanbul hükümetini ve İttihat-Terakki erkanını da devre dışı bırakarak yürüttüğü söylenilen bu Alman ilişkilerinde önce münferit bir barış girişimi meselesi var. Abbas Hilmi Paşa, Fransa'nın İngiltere'den ayrı olarak Almanya ile barış imzalanmasını sağlayabileceğini, Berlin'e vaat etmiş. Alman hariciyesinden bu Amaçla para almış, aracılar kanalıyla bunu Fransız yetkililerine yedirmeye çalışacağı Fransız makamları bunu haber almışlar, skandalı önlemişler. Hatta İsviçre Hükümetine baskı yapıp, savaş sırasında eski Hıdiv'in bu tarafsız ülkede faaliyet göstermemesi için İsviçre'yi terke zorlamışlar. Erzberger adlı aracıdan aldığı paralar ve İsviçre'de evinin ve evraklarının arandığı......Abbas Hilmi Paşa'nın İngiliz'lerin arasını bulmaya teşebbüste bulunduğu (60) hayretle bilinmektedir Ali Kemal Hıdiv aleyhine Abdülhamit'e vermiş olduğu jurnali,o zaman ki Teşkilat-ı Mahsusa yanı İttihat ve Terakki'nin kurduğu Gizli Haber Alma Örgütü'nün mensuplarından Hüsamettin Ertürk' ün hatıralarında derki... Abbas Hilmi Paşa'nın Türklere karşı duyduğu hayranlık ve sevgi asla sarsılmadı. Hatta memleketimizi terk edip Avrupa'ya geçtiği zamanda bu sevgi öylece sürdü. Milli Mücadeleyi haber aldığı ve Mustafa Kemal'in bir vatan kurtarmak azmiyle ortaya çıktığı zaman Hıdiv'in duyduğu sevinç, pek kuvvetli idi, Anadolu'ya yardımda bulundu. Daha sonra memleket kurtulunca gelip Mustafa Kemal' ı bizzat ziyaret edip Onu tebrik etti. Ona çok büyük muhabbetle bağlandı. Ve Aziz Atamızın misafiri oldu. Müzisyen Muhittin Targan' ın hatıralarında, 1934'larda Ata'nın Hıdiv'in yatıyla birkaç günlük bir deniz gezisine şeref verdiğine dair bilgiler vardır. Hıdiv Savaş sonunda" yatıyla Akdeniz gezileri, İsviçre'de Leman Gölü kıyısında bir villası ve Fransa'da Chartre' da bir malikanesi vardı. Zamanını bunlara taksim ederek, tatlı yıllar geçiriyordu. 1922 yılında, Mısır'da kalmış malları i1e ilgili bir gelişme oldu. 19 Temmuz'da çıkarılan ve Kral Fuad' ın imzasını taşıyan 28 sayılı Kanun, şu esasları getirdi. Hıdiv'in Mısır'a dönmesini yasakladı. Gelirini almakta olduğu bütün vakıf malları, müsadere edildi. Daha sonra da, Mısır'da geniş bir varlık gösteren bu vakıf emlak işini temelden çözmek üzere ve İstanbul'da, Türkiye de yapılmış vakıfnameleri, hükümsüz kılmak amacı ile dışarıda kurulacak vakıfların, Mısır'da malvarlığı varsa, ana senedinin bir Mısır mahkemesince onaylanması hükmü getirildi. Eski Hıdiv'in özel emlakine ise, haciz konuluyordu. Buna göre, birikmiş borç1arın ödenmesi için bu mallar açık artırma ile satılacak, kalan para Abbas Hilmi Paşa'ya ödenecekti. Mısır'daki mallar böylece elden gitti. Yatlarından birini savaşta Kızılhaç teşkilatına bağışlar. İstanbul'da kalmaktansa İsviçre'ye yerleşmek için Çubuklu Sarayını da elden çıkarmaya karar verir. O zaman ki Türkiye'de ve özellikle Başkentin Ankara'ya taşınmasıyla sönükleşen İstanbul'da, böyle bir mülkü satın alabilecek kimse yoktur.1930'larda ekonomisinde henüz özel sektörümüz de boy göstermemiştir. Az nüfuslu İstanbul'da Boğaziçi o kadar tenhalaşmış bir diyar ki, şirket-I Hayriye, yazı Boğaz'da geçirmek isteyerek ailelerin eşyalarını vapurlarıyla bedava taşıyacağına dair ilanlar vermekte, Boğaz'ı seyredebilmek üzere güzel bir dergi çıkartmakta ve Sarıyer'de Canlı Balık Lokantasına müşteri bulabilmek üzere, Karaköy'den kalkan vapurlarında, Macaristan'dan getirdiği Çigan Orkestralarına müzik yaptırmaktı. Tertemiz kaliteli, keyifli bir Boğaziçi ama tenha, sönük ve parasız mı parasız bu ortam içinde Hıdiv'in şahane malikanesi, yine ancak kamu sektörüne satılabilir. Vali Muhittin Üstündağ' ın zamanında 60 bin liraya ve üç taksitle İstanbul Belediyesi satın alarak seçkin eseri şehre kazandırır. Tarih 1937 yılı 30 Nisan Vali Bey'in hüviyetini ve bu gibi imar işleri Vali'nin karışmadığını Vali'nin inisiyatifiyle değil, Hıdiv'i tanıyan Atatürk'ün talimatıyla satış. Belediye'ye yapılmış deniyor. Binanın 1904–1905 yapılışı, 1707'de satışı yapılmış. Tapuda 176 dönümdür. Kıyı tarafında, Kuzeydoğu ucunda 120m2'lık bir kagir elektrik dairesi ve demirhane, girişte korunun güney ucunda 450m2 bir kagir ahır binası, masif taştan yapılmış büyük bina bir itfaiye.16.12.1952 tarihi taşıyan halen, bugün mevcut olan ana tapu kütüğünde (Belge 5 ) " Mülk, çayır, bağ, koruluk ve ma-müştemilat, dört kagir köşk ve beş masura su " olarak kayıtlıdır. Yüzölçümü 176 bin 780m2 olarak gösterilmiş, 30 pafta,194 ada, 7 parsel ve 342 numaralı kütükte kayıtlıdır. Böylece 176 dönümlük koca orman, kıyıdaki eski yalı binaları, güneş ucundaki koca ahır binası, kuzey girişindeki şato benzeri kapısı ve sarayın kendisi, yok denecek bir fiyatla İstanbul şehrinin malı olur. Hıdiv Türkiye'yi kesin olarak terk ederek gider, İsviçre'ye yerleşir. Mısır'ın en son Hıdiv'i, Kavalalı Mehmet Ali Paşa sülalesinden Tevfik Paşa'nın oğlu, aslen ve neslen Türk olan Abbas Hilmi paşa 19.12.1944 yılında Cenevre'deki ( Quai du Mant Blanc Ma. 5 ) Leman Gölü karşısındaki köşkünde gece saat üç raddelerinde, ani bir kalp krizinden vefat etmiştir. Amaç; Çubuklu' da ki sarayın ve içindeki sahibinin tarihi hikayesi 200 sene öncesinden başlanarak, bu saray sahibini politikasını, Mısır tarihli içindeki yerine oturarak izah etmektedir. |